SON DAKİKA
--:--:--
Gündem

Bir toplum yoruldukça, insan önce hayalinden mi vazgeçer?

Modern edebiyatın öne çıkan yazarlarından Serhat Kaya ile hayata, edebiyata, vicdana, toplumsal sıkışmışlığa, Uçurum’a ve Ocak’ta okurla buluşturacağı yeni romanına dair konuştuk. Röportaj / Haber: Aslı Sinem Boyar Antalya Kaleiçi’nde…

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!
Bir toplum yoruldukça, insan önce hayalinden mi vazgeçer?

Modern edebiyatın öne çıkan yazarlarından Serhat Kaya ile hayata, edebiyata, vicdana, toplumsal sıkışmışlığa, Uçurum’a ve Ocak’ta okurla buluşturacağı yeni romanına dair konuştuk.

Röportaj / Haber: Aslı Sinem Boyar

Antalya Kaleiçi’nde günün kalabalığı çekilirken taş sokakların sesi de değişiyor. Son yıllarda birbiri ardında yayımlanan başarılı romanıyla dikkat çeken Serhat Kaya’yla bir masada başlayan sohbet kısa sürede tiyatroya, yıllar içinde karşılaşılan ustalara, farklı şehirlerde geçen gösterilere ardından da romanlarına uzandı. 2018’de Yeniden Sen ile başlayan, Umursama, Azad, Azınlıkta Kaldık, Renkli Rüyalar, Katarsis, Bekleme Odası, Nadide Adalet ile devam eden bir yazarlık serüveni var önümüzde. Son durak Uçurum: Franco dönemi İspanya’sında geçen, korkunun, suskunluğun, vicdanın izini süren bir roman.

Serhat Kaya’nın yazdıklarında dikkat çeken taraflardan biri, büyük meseleleri kişisel hikâyelerin içinden anlatması. Bir dönemin baskısı bir karakterin sessizliğine, bir mahkeme dosyası bir hayatın kırılmasına, küçük bir karar bütün bir geçmişe dönüşebiliyor. Söyleşinin sonunda dönüp dolaşıp vardığımız yer de burası oluyor: Bir hayatı değiştiren şey büyük olaylar mı, yoksa kimsenin fark etmediği küçük kararlar mı?

Tiyatrodan edebiyata uzanan bir yolunuz var. Sahneyle yazı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Sahne bana insanı gözünden okumayı öğretti. Bir oyuncu konuşurken sadece söylediği cümleyi dinlemezsiniz. Ellerine, nefesine, sustuğu yere bakarsınız. Yazarken bunun çok faydasını gördüm. Bir karakter “iyiyim” diyebilir; okur onun iyi olmadığını anlamalı. Bunu açıklarsanız karakterin büyüsü kaybolur. Tiyatro bana dışarıdan bakmayı öğretti. Yazı ise içeride ne olduğunu merak etmeyi.

Gerçek hayatla kurmaca arasındaki sınırı nasıl belirliyorsunuz?

İkisini birbirinden ayırmak kolay değil. Bir insanın sesini duyarsınız. Yıllar sonra o ses bir karakterin konuşmasında çıkar karşınıza. Bir sokak, bir koku, çocuklukta duyulan tek bir cümle… Hepsi yıllar sonra başka bir hikâyeye dönüşebilir. Ama karakter hiçbir zaman tek bir kişiden oluşmuyor. Hayat malzeme veriyor, roman ise onu dönüştürüyor; hatta bazen gerçek bir hayat gibi, yeniden yorumluyor.

Bir yazar karakterlerinden ne ölçüde sorumludur?

Yazar karakterini yargılamaya başladığında romana fazla müdahale eder. Bir karakter kötü bir şey yapıyorsa onun elinden kalemi almamak gerekir. Korkuyor, kaçıyor, bencilleşiyor olabilir. Romanın görevi bunları temizlemek değil. Çelişkileriyle göstermek.

Uçurum’da Franco dönemi İspanya’sına gitmenizin temel nedeni neydi?

Bazen uzaklık daha yakından bakma imkânı veriyor. Bugünü doğrudan anlatsaydım gündelik tartışmaların içine daha fazla çekilebilirdik. Dönemin içinden daha evrensel bir meseleye bakmak istedim. İspanya’nın Franco dönemi bunun için güçlü bir zemin sundu. Coğrafya değişiyor ama korkunun dili çok değişmiyor.

Romanı yazarken sizi en fazla zorlayan şey neydi?

Tarihi araştırmak değildi; tarihin arkasındaki sesi kaybetmemekti. Bir dönemi anlatırken bilgiyi yoğun kullanırsanız anlatı çoğalıyor. Fakat burada hep hassas bir çizgi var; bilgi çoğaldıkça karakterler küçülebilir. Ben bunu istemedim. Okurun bir dönemi öğrenmesi kadar, o zamanlarda yaşanan toplumsal korkuyu da hissetmesini istedim.

Romanlarınızda bekleme hâli, karar anları, eşikte duran karakterler sıkça karşımıza çıkıyor. Bunun özel bir nedeni var mı?

Çünkü hayatın önemli kararları çoğu zaman büyük sahnelerde verilmiyor. Bir telefon, bir cümle, kapının önünde geçirilen birkaç saniye… Bazen bütün hikâye oralarda değişiyor. Romanın sevdiğim tarafı da bu. Büyük olayların içindeki küçük anlara bakabilmek.

Vicdan sizin edebiyatınızda önemli bir yerde duruyor. Siz vicdanı nasıl tarif ediyorsunuz?

Vicdanı bir ahlak cetveli gibi görmüyorum. Daha çok içeride kalan bir ses. Kimi zaman susturabiliyorsunuz, başka tarafa bakabiliyorsunuz. Fakat tamamen yok olmuyor. Yazarken o sesle yeniden karşılaşıyorsunuz.

İyi edebiyatın hüküm vermemesi gerektiğini söylüyorsunuz. Neden?

Hüküm vermek kolay. Anlamak daha zahmetli. Bir davranışın nedenini araştırmak, onu haklı bulmak anlamına gelmiyor. Mahkeme karar verir. Gazete haber verir. Roman “Neden?” diye sorabilir. Bence edebiyatın kıymeti biraz burada; hep daha özgün, daha gerçeğe yakın bir yerde duruyor.

Ekonomik, sosyal, kültürel sıkışmışlıkların arttığı bir dönemde hayal kurma gücümüz de bundan etkileniyor mu?

Kesinlikle. İnsan sürekli geçinmeyi, yetişmeyi, dayanmayı düşünüyorsa geleceği hayal etmek için daha az alan buluyor. Hayal kurmak giderek lüks gibi görülüyor. Yarına dair bir görüntü kalmadığında bugün de ağırlaşıyor. Umutlu olmayı elden bırakmamak taraftarıyım. Ama bu her şeyin güzel olacağını düşünmek değil; bütün ağırlığına rağmen yarını zihninde kurabilmek.

10.Kitap: Yeni yıl, yeni bir roman

Sosyal medyada yeni romanınızın yeni yılın başında okurla buluşacağını gördüm. Bu kez nasıl bir roman bekliyor okuru?

Evet. Bu kez kendimi biraz daha sınadığım bir roman oldu. Yaklaşık bir buçuk günlük bir zaman diliminde geçiyor. Hiçbir ülke, şehir ya da mekân adı yok. Karakterlerin isimleri de yok. Buna rağmen bir hayatın tamamını o dar zamanın içinde var hem de çok kapsamlı bir anlatımla. Varoluşsal bir roman geliyor. Benim için hem zor hem yorucu, hem de çok keyifli bir yolculuktu. Ortaya çıkan sonuçtan fazlasıyla memnunum, gerisi okura kalıyor, en büyük jüri daima okur.

Bir buçuk günlük bir zamanın içine bütün bir hayatı nasıl sığdırdınız?

Sııkıştırılmış bir hayat lakin oldukça geniş bir anlatım evreni kurduğumu düşünüyorum; çocukluk, korkular, ilişkiler, kayıplar, gelecek, kaygılar ve düşünceler… Hepsi aynı zaman diliminde beliriyor. Zaman kısaldıkça iç dünya genişliyor. Benim için asıl sınav buydu. Okurun da kitabı okurken ruhunun dinleneceğini düşünüyorum. Sonra kendi hayatına başka bir yerden bakmaya başlayabilir. Bakarken kendisine ait bir şey bulursa benim için büyük mutluluk olur.

Zülfü Livaneli’nin sizin için söylediği övgülerin ardından yazma yolculuğunuzun geldiği noktaya baktığınızda, bu tür sözlerin sizde nasıl bir karşılığı oluyor?

Övgü insanı sevindiriyor. Özellikle çok değer verdiğiniz büyük bir yazardan geliyorsa bunun başka bir karşılığı var. Fakat ertesi gün yine masaya oturuyorsunuz. Boş sayfa aldığınız bir takdiri, layık görüldüğünüz bir ödülü tanımıyor. Yeni bir roman yazmak için yine kağıtlar önünüzde ve boşlar. Sorumluluk burada yeniden başlıyor.

Peki sizin için bir kitabın başarısını ne belirliyor?

Hepsinin yeri ayrı. Ama zamanın karşısında herkes eşit. Bir kitap çok satabilir, çok konuşulabilir. Sonra unutulabilir. Başka bir kitap sessizce yoluna devam eder. Ben daima zamana ve edebiyatın hafızasına güveniyorum.

Dokuz kitaptan sonra hâlâ ilk romanı yazarkenki heyecanı hissediyor musunuz?

Heyecanın formu değişti sanırım; eskiden kitabın çıkmasını beklerdim. Şimdi kitabın bende nasıl ve duygusuyla ne kadar süre kalacağını merak ediyorum. Bir kitabı bitirdiğimde hemen rahatlamıyorum. Bir süre ondan uzaklaşıyorum. Sonra dönüp yeniden bakıyorum. Heyecan artık daha sıcak ve uzun ömürlü bir duygu benim için.

Bugüne kadar yazdığınız romanların ardından yazarlığınızın merkezinde hâlâ hangi soru daha önde duruyor?

Kendimize söylediğimizle yaşadığımız arasındaki fark ilgimi çekiyor. Bir insan kendisini nasıl anlatıyor, dışarıdan nasıl görünüyor, kendi içinde neleri saklıyor? Tarih olabilir, aşk olabilir, savaş olabilir, suç olabilir. Sonunda yine bir hayatın içine giriyorsunuz. Ben biraz o aralıkta dolaşmayı, insanların kendi kendilerine dahi sormaya çekindikleri soruları herkes adına daha yüksek sesle sormayı seviyorum.

⸻

Gece Kaleiçi’ne iyice yerleşirken sohbet de yavaşlıyor. Günün kalabalığından geriye uzaktan gelen birkaç konuşma, masaların üzerinde alınmayı bekleyen bardaklar kalıyor. Serhat Kaya’nın anlattığı yeni romanın isimsiz dünyasıyla gecenin bu hâli arasında tuhaf bir yakınlık var. Dışarıdaki ayrıntılar azalıyor; geriye sesler, kararlar, suskunluklar kalıyor. Benim için söyleşiden aklımda kalan da biraz bu. Bir yazarın yıllar sonra hâlâ aynı masaya oturup yeni bir sorunun peşine düşmesi.

Son romanı Uçurum okurla buluşalı sadece 7 ay olmuşken, Ocak ayında okurla buluşturacağı bir başka yeni roman, bu bakımdan Kaya’nın bugüne kadarki yolculuğunda ayrı bir yerde duracak gibi görünüyor: Dünyayı küçülterek içeriye doğru genişleyen, yaklaşık bir buçuk günlük zamanın içine koca bir hayatı anlatan bir roman.

Röportaj / Haber: Aslı Sinem Boyar

Yorum Yap

Benzer Haberler

Tümü
Bir toplum yoruldukça, insan önce hayalinden mi vazgeçer?
Bir toplum yoruldukça, insan önce hayalinden mi vazgeçer?
Siirt Havalimanı Yenilenen Terminaliyle Kapasitesini Artırdı
Siirt Havalimanı Yenilenen Terminaliyle Kapasitesini Artırdı
Ulaştırma Bakanı Uraloğlu Isparta Dereboğazı Yolu İhalesini Duyurdu
Ulaştırma Bakanı Uraloğlu Isparta Dereboğazı Yolu İhalesini Duyurdu
15 İlde Dev Nitelikli Dolandırıcılık Operasyonu 244 Gözaltı
15 İlde Dev Nitelikli Dolandırıcılık Operasyonu 244 Gözaltı
Cumhurbaşkanı Erdoğan MÜSİAD EXPO Kapanışında Siyonist Zihniyeti Eleştirdi
Cumhurbaşkanı Erdoğan MÜSİAD EXPO Kapanışında Siyonist Zihniyeti Eleştirdi
İstanbul Havalimanı 4. Ana Pisti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Açıldı
İstanbul Havalimanı 4. Ana Pisti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Açıldı
Haberin Doğru Adresi
Gündem Bugün

Türkiye ve dünya gündeminde yaşanan tüm gelişmeleri anlık olarak Gündem Bugün ile takip edin. Siyasetten ekonomiye, spordan teknolojiye, magazinden yaşam haberlerine kadar geniş bir yelpazede en son dakika haberleri tarafsız bir yaklaşımla sunuyoruz.

2026 Gundembugun.com © Tüm hakları saklıdır.